25.03.2010
Tarihe imza;
Bilindiği üzere bu faaliyet bir gezi değil, piknik değil, yaz kampı, eğlence kampı hiç değil.
Bu faaliyet şehitlik ziyareti gezisi de değil, Çanakkale'yi ve Çanakkale savaşını öğrenmeye gitmiyoruz.
Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin bilmesi gereken bu savaşı, herkesin görmesi gereken bu yerleri zaten herkes dilediğinde görür. Bizim amacımız farklı, bizim gidişimiz farklı biz hiç kimseye benzemeyiz. 18 Martta yayınlanan bir tv haberlerinde 18 mart zaferini anlatan spiker mikrofonu bir izciye uzatıyor. İzci kısa bir cevap veriyor. "Onların yerine biz geçeceğiz"
Evet aslında izcilerimiz bir bilseler ki onların yerindeler zaten. Vatanın müdafaası her zaman silahla olmaz. Vatan için çalışan da, yazan da onlardandır. Bazen araç bir silah olur, bazen çekiç bazen kalem. Araç önemli değildir çünkü o adı üstünde "Araçtır" Öyleyse önemli olan "AMAÇ"TIR.
İşte biz amacımızı izcilerimize HİSSETTİRMEK ve YAŞATMAK için ordayız. Üşüyoruz, pişiyoruz, uykusuz, susuz kalıyor, yoruluyoruz. Hiç düşündünüz mü pekiyi biz niye oraya defalarca gitmek istiyoruz? İşte bu işin sırrı burada gizlidir. Siz onlarla olmaktan zevk alıyorsunuz. Siz onlardan memnunsunuz. Ölümsüz olduklarını bildiğimiz bu dedelerimiz sizden memnun olmazlar mı?
Biz bizzat gelip yürüdüğünüz yolda yürüyüp ayak izlerinize basacağız.
Geçen yıl 27. Alay şehitliğinin üstünde yatmaya yolladığımız ekip ile yaşanan bir hikâyeyi aktarmak istiyorum.
İllerden birer kişi gidip 27 alay şehitliği üstünde geceleyeceklerdi. Onları çıkaran minibüsün içinde uyuyacaklardı. Gidene kadar her şey yolundaydı. Kamp ateşi devam ederken bir telsiz anonsu ile izcileri götüren minibüsün geri boş olarak geldiğini öğrendim. Şoförü telsize istedim ve niye döndüğünü sordum. “Liderim minibüste beni yalnız bıraktılar onlar gece dolaşmaya çıktılar be de korktum kaçtım.”
Tabii benim sesimin tonunu tahmin etmişsinizdir. Son cümlemi hatırlayabiliyorum. “Derhal git ve çocukları bul, onlar araçta yatacaktı, dışarısı soğuk.”
Şoför kısa bir cevap verdi. “Liderim bulamam ki orasını bir daha.” Gerek korkudan gerek karanlıktan, gerekse tecrübesizlikten bulamayabilirdi. Hakikaten orasını benden başka bilen de yoktu.
“Pekiyi bekle kamp ateşi bittikten sonra ben seni götürürüm.”
Kamp ateşi biter bitmez bir araca atladım, arkamda minibüs olduğu halde geceleyecekleri yere gittik. Yer 57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Beyin kabrinin yakınında idi. Araçlardan indik ve izcileri aramaya başladık. Birden bir dere yatağının içinde muhteşem bir barınak bulduk. Brandadan çatı yerde matlar serili, üstünde tulumlar içinde izciler yatıyorlar. Kendisine buradan teşekkür ederim. Salim Yılmaz lider vardı başlarında ve benim talimat vermeme gerek görmeden izcileri “Daima Hazır” prensibine göre hazırlamıştı. Hiçbir problem yoktu, nöbetçileri sağlamdı. Minibüsü biz bu mevkide her ihtimale karşı bırakıp gidecektik ki benim içim içime sığmıyordu. Çok üzülüyordum çünkü bu yapılan faaliyet tarihindeki ilk faaliyetti ve yanımızda ne kamera ne de bir fotoğraf makinesi vardı. Görüntüleyemediğim kareler benim içimi sıkıyordu. Çünkü eğer fotoğrafını çekebilseydim karenin birinde şöyle bir manzara ile karşılaşacaktınız.
“Tulumunun içinde uyuyan izci uyku haliyle matın üstünden kaymış ve baş tarafı toprağa çıkmıştı. Yanağı topraktaydı. Yanağının hemen bir karış ilerisinde ise dedesine ait bir kemik toprağın üstünde duruyordu.”
İzci o kadar güzel uyuyordu ki uyandırıp uzaklaştırmaya kıyamadım.
Bu manzara kayıt edilmeliydi, tarihi bir andı. Hangi Milletin çocuğu dedesinin kemiğinin yanında huzur içinde uyuyabilirdi? Hangi Milletin dedesi kendisini torununa bu kadar çok sevdirebilirdi. Hangi Millet Korkusuzdur. Hangi Millet… Bir an aklıma tv programı hazırlarken rastladığım bir cümle geldi. Batılı bir yazar diyordu ki satırlarında. “Türkleri ölümle korkutamazsınız, onlar ölmek için yaşarlar.”
İzciler 27. Alay sayfasını da açmıştı ama elden ne gelirdi ki. Ertesi sabah 05.00 da uyanacaktık ve saat 03.00 civarıydı. Kamp alanına döndüğümde yürüyecek halim kalmamıştı ama…
Yönetim Kurulu üyelerimizden bir Çanakkale Aşığı vardı Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın. O gelmişti. Kendisi aynı zamanda iyi bir fotoğrafçıydı. Bir kere daha gayret ettim. Kameraman Bülent'i Arkaya attık Murat Beyi öne aldık direksiyona geçtim ve gaza bastım. Bu ilki görüntüledik.
Saat 16.45 ti. Çadıra doğru girdiğimi hatırlıyorum kendime geldiğimde ise saat 17.00 olmuştu ve izciler faaliyet için uyandırılıyordu. Çadırın kapısını açmış başımı içeri sokmuş öylece uyuyakalmışım. Zaten 10 gündür uykusuz ve kamp alanında koşuyordum. En yorucu faaliyete yine dinlenemeden çıkacaktım.
Ama 27. Alay sayfasının başlangıcını imzaladığımıza dair tarihe de imza atmıştık.
Yine her zaman olduğu gibi kuş gibi tırmandık dağlara, süzülerek indik 57. Alay şehitliğine. Yorulduk mu? Her zamanki gibi “HAYIR” Neden? E en başta söyledik ya…
Hasan SUBAŞI
09.04.2008
Bu cümleler sadece şu andaki duygularımı ifade ediyor. Yukarıdaki Yazıları incelemeden, içimden geldiği gibi yazdım. İnceleyip düzenlemeyi de düşünmüyorum.
|